BAŞKAN GÜLSOY “16. UFUK TURU”NA KATILDI

26 Nisan 2019 , Cuma 14:36

Konya Sivil Toplum Kuruluşları Platformu öncülüğünde, İçişleri Bakanlığı, Konya Büyükşehir Belediyesi, Kayseri Büyükşehir Belediyesi ve Selçuklu Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen Ufuk Turu’nun 16.’sı Kayseri'de düzenlendi.

16. Ufuk Turu’nun 3. Oturumunda, “Sosyal Sorumluluk Bağlamında Ekonomi ve İş Hayatı” ele alınırken, oturumun moderatörlüğünü Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy yaptı.

Başkan Gülsoy programın Kayseri’de gerçekleşmesinden dolayı duydukları memnuniyeti dile getirerek, “Seyyid Burhaneddin Hazretleri’nin, Ahi Evran’ın, Mimar Sinan’ın, Somuncu Baba’nın velhasıl, ‘Malın kadar değil, hayrın kadar konuş’ diyen insanların şehri Kayseri’ye hoş geldiniz. Kayseri ve Konya, Anadolu’nun Türk yurdu olduğu bin yıldır hep kardeş olmuş; tarih boyunca hep aynı sevinci, aynı acıyı birlikte yaşamıştır. Selçuklu’ya başkentlik yapmış bu  güzel iki şehrin insanları aynı kültür ve gelenekten beslenerek, devletinin ve milletinin her zaman yanında olmuştur. Kayseri ve Konya’nın kardeşliği için her zaman bir gerekçe bulabiliriz. Kayseri ve Konya, Anadolu’nun incisi, milli ve manevi değerlerine sahip çıkmış iki güzel şehrin adıdır. Bu vesile ile  Konya’daki tüm meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarını bir Platform altında toplayarak Ufuk Turu yapan değerli misafirlerimize tekrar teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Konuşmacılara söz vermeden önce “Sosyal Sorumluluk Bağlamında Ekonomi ve İş Hayatı” konusuna değinen Başkan Gülsoy; “Sözlerimizin başında ifade ettim; Kayseri’de büyüklerimizden duyduğumuz ve hepimizin şiar edindiği güzel bir talimat, düstur  var.  Biz de büyükler bir mecliste otururken veya sohbet ederken  malı-mülkü olan değil, hayrı çok olan baş tacı edilir. Bunun içindir ki, ‘Malın kadar değil,hayrın kadar konuş’ der bizim büyüklerimiz…Ve yine bizim büyüklerimiz, bu Konya’da da böyledir; kendilerini hiç zaman malın,hatta devlet adamlarımız, mülkün yani devletin sahibi görmemiştir… Kim ki büyüklerimize ‘bu mal senin mi, mülkün sahibi sen misin?’ diye sorduğu zaman, genellikle ecdadımızdan  ‘emanetçiyiz’ cevabını almıştır.Biz, ‘hiç ölmeyecek gibi bu dünya, yarın ölecek gibi ahiret’ için çalışan, çalışması gereken insanlarız. Ve yine biz, inanlar olarak, Peygamberler Peygamberinin buyurduğu gibi, ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’  ilahi emrini şiar edinmiş insanlarız. Hepinizin malumu olduğu üzere, ‘helal ve haram ölçüsünü’ kendisine şiar edinmiş,   inanmış bir kimse  iki dünyada da saygı görür, saadet bulur. Mademki bizim konumuzun başlığı  ‘Sosyal Sorumluluk Bağlamında Ekonomi ve İş Hayatı’, o halde  bir esnaf, bir tüccar, iş adamı,sanayici kısaca ekonomiye, iş  hayatına katkı veren her kimse o, kazandığını devleti ve milleti ile paylaşıyorsa, bilin ki helal ve haram ölçüsüne riayet etmiş,yani sorumluluğunu, görevini yerine getirmiş bir kişidir. Kazandığımızı devlet ve milletle paylaşmak dedim. Evet hepimiz vergimizi vereceğiz. ‘Helal ve haram ölçüsü’ bizim için en temel kriterlerden biriyse o halde hepimiz vergimizi vermek zorundayız. Veriyoruz da… Vergi vereceğiz ki devletimiz var ve güçlü olacak. Sonrada dönüp yine bize hizmet edecek. Peki ‘vergi verdik’ dediğimiz zaman  sorumluluğumuz bitiyor mu? Bitmiyor. İnandığımız, iman ettiğimiz   Kutsal Kitabımız, ‘Zekatınızı da vereceksiniz’ diyor.  O halde onu da yapacağız. Bitti mi; yine bitmedi. Bakın ne demişti Kayserili…’Malın kadar değil,hayrın kadar konuş…’ Kar etmişsek vergi vereceğiz… Belli bir miktar da malımız varsa, inanmışsak zekatını vereceğiz. Vergi devletin, zekat Yaradan’ın emri. Bu iki emri yerine getirdikten sonra da sorumluluklarımız var. İşyerimizde, işletmemizde huzur ve barışın hakim olmasını istiyorsak, yaşadığımız şehirde ‘toplumsal uzlaşının,toplumsal paylaşımın’ var olmasını istiyorsak,  imkanlarımız çerçevesinde çalışanımızla, şehrimizle; şehrimizin,ülkemizin insanları ile de  malımızın bir bölümünü paylaşacağız. Buna da sosyal sorumluluk diyorlar. Ecdadımız bunun için yüzyıllar önce vakıflar kurmuş, tesisler yapmış…Ve bu sosyal sorumluluğunun gereğini yerine getiren ecdadımızın adı da yüzlerce yıl yaşamış; yaşayacak. Bilim insanları ekonomik yapının, aynı zamanda sosyal ve siyasi bir yapı olduğunu söylüyor. Yani bir şehirdeki işletmelerde iş barışının sağlanması, o şehirde toplumsal ve sosyal barışın ve paylaşımında sağlanması anlamına geliyor.  Düne, yani dünyadaki veya şehrimizdeki  köklü işletmelerin, küresel markaların tarihine bakınız, sadece istihdam yaratıp üretmekle, satmakla yetinmemişler. Önce kuruldukları şehrin ve ülkenin, sonra da büyüklüklerine göre dünyanın kendilerine verdiği sorumlulukları da yerine getirmişler. O halde paylaşacağız, bölüşeceğiz. Çalışanı ile, şehri ile, ülkesi ile, çevresiyle paylaşan, bölüşen işletmelerin ürünleri marka olur.  O işletmeler, toplumsal saygınlık kazanırlar, onların markaları gönüllerde yer tutar, verimlilikleri, kaliteleri artar, tüketici o markaları sorgulamadan alır, bu da yeni yeni pazarlar demektir. bu manada Konya ve Kayseri ülkemizin örnek şehirlerindendir” diye konuştu.

Başkan Gülsoy’un ardından konuşmacılar tarafından “İşverenler ve Sosyal Sorumluluk, Üretim Sektörü ve Sosyal Sorumluluk, Ticari Hayatta Sosyal Sorumluluk, Çalışanlar ve Sosyal Sorumluluk” başlıklarında sunumlar gerçekleştirildi.

Program soru cevap kısmı ile devam etti.